Aksiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aksiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Nisan 2014 Perşembe

300:Rise of an Empire (2014)

300:Rise of an Empire
Bir devam filmine göre ilkinden tam sekiz yıl sonra gösterime giren 300:Rise of an Empire ilk filmin kalitesini yakalamayı başarıyor.40 gün önce vizyona girmesine karşın yeni izleme fırsatı bulduğum filmi çok beğendim.İlk filme yetişmeyen 3D teknolojisinin yeni filmde başarıyla uygulandığını görüyoruz.Gerçi 3D olmasının filme çok büyük bir katkısının olmadığını söylemeliyim.Yeni filmi başarılı kılan ilk filmdeki o Sparta merakımızı tüm Yunanistan merakımıza dönüştürmeyi başarmış olması sanırım.Ve tabii oyuncuları da...

Film bir önceki filmde 300 Spartalı askeri ile Pers'lere karşı destansı bir direniş sergilen Leonidas'ın öldürüldüğü mekanla açılıyor.Ardından dul eşi Kraliçe Gorgo'nun anlatımıyla ilk filmde karada süren özgürlük savaşının bu filmde denizde süreceğini anlatıyor.Ardından Pers Krallığı ve krallığın en önemli isimlerinin geçmişine götürerek detaylı bir şekilde karakter tanıtımı yapılarak seyirciyi filme dolu bir şekilde hazırlıyor senaristler.Bir saniye bile sıkılmadan izleyeceğiniz,dolu dolu ve aksiyonun hiç bitmediği başarılı bir senaryo duruyor karşınızda.

15 Nisan 2014 Salı

300 (2006)

300
Antik Yunan tarihi bugün hala gizemini koruyan eşsiz savaşların yaşandığı,dünya tarihinin yeniden yazıldığı çok önemli bir dönem.300'ün konusu da Antik Yunan şehir devletlerinden Sparta ile dönemin en güçlü devleti Persler ile yapılan dillere destan Termopylae Savaşı.Sparta Kralı Leonidas ile 299 askerinin destansı direnişini anlatan bu savaş hem yönetmenin hem de dijital ortamın katkılarıyla hafızalardan uzun süre silinmeyecek sahneler oluşturuyor.Büyük bir bölümü savaş sahneleriyle dolu 300'ün senaryo itibariyle başarılı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.Aksiyon sahnelerinin ve temponun hiç düşmediği filmde,senaryo derdini anlatıyor.

300'ün Frank Miller'ın Termopylae Savaşı hakkındaki grafik romanından uyarlandığını da hatırlatmak gerek.Aynı zamanda filme de danışmanlık yapan Miller'ın filmin başarısında payı büyük.Yine 300'ün aksiyon,fantastik sinemasına Zack Snyder gibi etkili bir yönetmeni de kattığını söylemeliyim.Çoğunluğu dijital ortamda kotarılmış olsa da Zack Snyder özellikle ağır çekimlerle,yarattığı ağır ve karanlık atmosferle filmi başarıya taşıyor.Ayrıca renk ayarlarının ve kamera açılarının da seyirciyi etkileyecek derecede başarılı olması yönetmenin başarısını katlıyor.

4 Eylül 2013 Çarşamba

R.I.P.D (2013)

Ölümsüz Polisler
Son yıllarda beyaz perdede fazla göremediğimiz Ryan Reynolds ile Jeff Bridges'ı bir araya getiren R.I.P.D filmi yılın eğlenceli aksiyon/komedi filmlerinden birisi.Yönetmenliğini Red (2010) ile Flightplan (2005) filmlerinden hatırlayacağımız Robert Schwentke'nin yaptığı film 130 milyon $lık bütçesiyle de göz kamaştırıyor.3D seçeneği ile bu hafta ülkemizde de vizyona girecek olan R.I.P.D,beklentilerin düşük tutulması halinde seyirciye keyifli dakikalar yaşatabilen ve orjinal konusuyla dikkat çeken bir film.

R.I.P.D filminde,bir çatışmada hayatını kaybeden ve ölümden sonraki hayatında R.I.P.D adında bir teşkilata katılan Nick ile kendisini eğitmesi amacıyla görevlendiren Roy'un dünyayı kötülüklerden kurtarma maceraları
anlatılıyor.Ufak tefek mantık hatalarının yanında vasat bir senaryoyla filmi izlemeye mecbur bırakılıyoruz.Senaryo güçlü değil çünkü detaylandırmalar çok eksik.Gereksiz birçok sahne ve olayların hızla akışı da beni tatmin etmedi.Her ne kadar eğlenceli bir film de olsa R.I.P.D vasat bir senaryoya sahip.

29 Haziran 2013 Cumartesi

World War Z (2013)

Dünya Savaşı Z
Fragmanının aylar öncesinden yayınlanması ve hem yapımcılarından birinin hem de başrol oyuncusunun Brad Pitt olması World War Z'yi dört gözle bekleyen sinemaseverleri epey heyecanlandırmıştı.Vizyon takvimi olarak oldukça yoğun bir dönemde sinemalarda kendine yer bulan film 190 milyon $'lık bütçesiyle de beklentileri arttırmıştı.Ne var ki ele aldığı konu itibariyle daha önce pek çok benzer film seyretmiş biri olarak fazla heyecanlanmamanın doğru olduğunu düşündüm ve nitekim beklentilerimi de normal seviyede tuttum.Filmden çıkınca da beklentilerimin karşılanması beni şaşırtmadı.

World War Z,ünlü oyuncu Brad Pitt'in kadroda ve yapımcı listesinde yer almasıyla kendini dünyaya tanıtabilmiş bir film.Öncelikle bu konuda anlaşalım.Filmin yönetmeni Marc Forster da keza başarılı bir yönetmen ancak hala kendini yeterince kanıtlayabilmiş bir isim değil.Filmin her karesinde yönetmen kadar emeği olduğu görülen Brad Pitt her zamanki gibi rahat bir oyunculuk sergileyerek klasını bir kez daha gösteriyor.Brad Pitt'i uzun uzun yazmaya gerek yok zaten.Film için Brad Pitt büyük şans olmuş desek yeridir bence.

11 Mart 2013 Pazartesi

Svartur á leik (Black's Game) (2012)

Kara Oyun
Geçen yıl gösterime girdiği ülkesi İzlanda'da yılın en çok hasılat yapan ikinci filmi olan 'Svartur a leik' yada diğer adıyla Black's Game benim de izlediğim ilk İzlanda filmi oldu.Yer yer Martin Scorsese'in Goodfellas filmini andıran Black's Game'in bir dikkat çekici noktası da yapımcılarından birisinin Drive filmiyle tanıdığımız Nicolas Winding Refn olması.Suç türünü oldukça başarılı bir şekilde yansıttığını düşündüğüm film her anlamda konuşturuyor diyebilirim.Black's Game'i izledikten sonra aklıma 320 binlik İzlanda nüfusuna karşılık 75 milyonluk Türkiye'nin neden yıllardır bu türde önemli bir film çekemediği geldi ve hayıflandım doğrusu.

Filmde,1999 yılında İzlanda'da önemli bir güç haline gelen mafya sektöründen bir grubun hikayesi Stebbi üzerinden anlatılıyor.Stefan Mani'nin romanından uyarlanan senaryo şiddet içerikli sahnelerine karşın oldukça gerçekçi ve sürükleyici duruyor.Harika müzikler eşliğinde ilerleyen senaryo az evvel dediğim gibi bazı yönleriyle Goodfellas filmini andırsa da filmin en güçlü yanı.

6 Mart 2013 Çarşamba

Hulk (2003)

Yeşil Dev Hulk
Marvel'in ünlü çizgi roman karakterlerinden Hulk'un sinemaya ilk uyarlanışı bu film.Ünlü yönetmen Ang Lee tarafından oldukça yüksek bir bütçe ile hazırlanan ve yayınlandığı dönemde gişelerden başarıyla dönen Hulk aynı başarıyı maalesef kalitede yakalayamıyor.Yeşil devi Eric Bana'nın canlandırdığı film beklenin altında bir kalite sunuyor.Görsel anlamda da pek doyurucu olmayan film kendini izletmeyi başarsa da hayal kırıklığı yaratan uyarlamalardan biri olmaktan kurtulamıyor.

Film geçmişten sahnelerle açılıyor.Dr.Banner'ın çocukluğuna iniliyor önce.Ardından günümüze dönülüyor ve Dr.Banner'ın araştırmalarına odaklanılıyor.Sonrası malumunuz Dr.Banner Hulk'a dönüşürken diğerleri de onu durdurmaya çalışıyor.Hikayeyi doldurmak adına fazla duygusuz bir de aşk hikaye serpiştirilmiş aralara.Fazla ilgi çekmiyor ancak sonuna kadar izlettirdiği bir gerçek.

4 Mart 2013 Pazartesi

Crouching Tider Hidden Dragon (2000)

Kaplan ve Ejderha
Tayvanlı ünlü yönetmen Ang Lee hatırlayacağınız üzere geçen hafta Akademi Ödülleri'nden ikinci kez yönetmenlik ödülü almayı başarmıştı.Bende bu vesileyle çok sevdiğim Lee için iki gün önce detaylı bir yazı hazırlamıştım.Bu hafta ise Ang Lee filmlerinden bazılarını bloga getirmeye çalışacağım.İlk yazımız Ang Lee'nin dünyaca ünlü 2000 yılı yapımı Crouching Tider Hidden Dragon filmi olsun dedim.Uzakdoğu sinemasından esintiler sinen bu ünlü film 8 dalda aday olduğu Akademi'den 4 ödül koparmayı başarmıştı.Film aynı zamanda dövüş sahnelerindeki başarısıyla Ang Lee'nin yönetmenliğini konuşturduğu film olarak da biliniyor.

Filmde iki savaşçının,çalınan değerli bir kılıcın peşinden sürüklendikleri aksiyon dolu olaylar konu alınıyor.Tabii aslında olaylar bu kadar tekdüze değil.Kılıcı çalan Jen adında soylu bir kız ve inanılmaz dövüş yeteneği,savaşçılardan Li Mu Bai'nin yıllardır ustasının intikamını almak için peşinden koştuğu ihtiyar kadın ve Jen'ın sevdiği adam filmin diğer olaylarını oluşturuyor.Aksiyon sahneleriyle destekli sürükleyici bir senaryoya sahip film Uzakdoğu sinemasının bütün esintilerini de içerisinde sunuyor.

23 Ocak 2013 Çarşamba

Django Unchained (2012)

Zincirsiz
İzlemeyi günlerce ertelediğim Django Unchained'ı sonunda izleyebildim bu akşam.Tarzına oldukça yabancı olduğum bir yönetmenin ilk filmini izleyince çoğu sinemaseverin tepkisi nasılsa benim ki öyle.Olumlu yada olumsuz bir görüşten ziyade bir şaşkınlıktan bahsediyorum.Görüşümü de belirtmem gerekirse Django Unchained'ı çok beğendiğimi söylemek istiyorum.Western türüne yabancı biri de olsam her zaman bir hoşlantım olmuştur bu türe karşı.Django da western türünü yaşatan yönetmenlerden Tarantino'nun başarılı bir filmi olarak hafızama kazınıyor!..

Filmde Dr.Schultz tarafından özgürlüğüne kavuşturulan Django'nun,Schultz ile birlikte para karşılığı yaptıkları kelle avcılığı işi sayesinde köle olan eşini kurtarma hikayesi anlatılıyor.Filmlerinde her zaman olduğu gibi özgün senaryolara imza atan Tarantino upuzun ama sürükleyici bir hikaye ile seyircileri mest etmeyi başarıyor.Senaryo oldukça iyi.

9 Aralık 2012 Pazar

Vampire Hunter:Abraham Lincoln (2012)

Vampir Avıcısı:Abraham Lincoln
''Wanted'' filminden tanıdığımız yönetmen Timur Bekmambetov yeni filmiyle sinemaseverlerin karşısına farklı bir şekilde çıkmayı amaçlamış anlaşılan ama olmamış.Beklentilerimin bu kadar yüksek olduğu filmler zaten genelinde fiyasko çıkıyor.Abraham Lincoln gibi özgürlükçü bir simge ismin bu filmde harcandığını görmek de üzücü gerçekten.2012 yılının hayal kırıklığı yaratan filmlerinden olan Vampir Avcısı'nı eksisiyle artısıyla değerlendirelim.

Filmde çocuk yaşta bir vampir tarafından öldürülen annesinin intikamını almak için vampir avcısına dönüşen ve aynı zamanda hukuk okuduğu için de diğer işinde de yükselmek isteyen Abraham Lincoln'ın hikayesi kurgusal bir şekilde anlatılıyor.Amerikan tarihinin en önemli başkanlarından olan ve tiyatro izlerken süikaste uğrayan Abraham Lincoln'ın hikayesinin bu şekilde kurgulanmasına elbette karşı değilim ancak başarısız bir kurgu olunca ister istemez üzülüyorum.Ortada çok vasat bir senaryo var.Gündüz başkan,gece vampir avcısı!

3 Eylül 2012 Pazartesi

Godzilla (1998)

Bilim kurgu ve felaket türünün önemli yönetmenlerinden Roland Emmerich'in en önemli filmlerinden biri olarak gösterilen Godzilla 1998 yapımı bilim kurgu filmi.$130 milyonluk bütçesiyle 1998 yılının en büyük projelerinden olan film yılına göre başarılı bir bilim kurgu filmi.

Filmde mutasyona uğrayan ve yumurtalarını bırakmak için ABD'nin New York şehrine gelen Japon efsanesi Godzilla'nın Amerikan ordusu ve Fransız Sigortacıları tarafından öldürülmeye çalışılması konu alınıyor.Senaryo anlamında klasik Godzilla filmlerini aratmıyor aslında.Japon efsanesi Godzilla konulu birçok film yapıldı ve izlediğim kadarıyla 1998 yapımı bu Godzilla hem dev bütçesi hem de mükemmel görsel şöleniyle diğerlerinden daha iyi.Görsel şölene kapılmaktan senaryoyu doldurmak adına araya sıkıştırılan 'aşk' hikayesine pek fazla dikkat edemiyorsunuz.Bunda filmin görsel efektleri çok etkili oluyor tabi.

Filmde başrolde izlediğimiz Dr.Niko karakteriyle Matthew Broderick performansıyla ortalamayı tutturuyor.''Leon'' filmiyle hafızalarımızdan çıkmayan Jean Reno'da filmde Fransız sigortacı rolüne.Her zamanki gibi rolünün hakkını veren Reno kendini yine keyifle izlettiriyor.

Yönetmen Roland Emmerich ''2012'' ve ''The Day After Tomorrow'' gibi yüksek bütçeli felaket filmleriyle tanınan Emmerich ayrıca macera/bilim kurgu karışımı  ''Independence Day'' filmi ile gişe rekorları kırmıştı.''2012'' filmiyle ne yaptığını anlayamadığımız Emmerich buna rağmen ''The Day After Tomorrow'' filmiyle epey başarılı bir çıkış yapmıştı.Yönetmen kendine özgü türleri olan bilim kurgu ve felaket filmlerinin yanı sıra ''10.000 BC'' ve ''Anonymous'' filmleriyle de tanınıyor.

Sıkı bilim kurgu hayranları için vazgeçilmez filmlerden biri olan Godzilla izlenmesi gereken filmlerden birisi.Özellikle de 1998 yılında yapılmasına rağmen görsel efektleri bugün bile yapılan birçok filmden daha iyi.Filmin sonunda devam filmi geleceğini düşünmüştüm ancak devamı gelmedi filmin.Yinede bir kaç yıl sonra 3D olarak tekrar yapılabilecek bir film.

Film Değerlendirmesi [C]  [6/7]

22 Ağustos 2012 Çarşamba

The Amazing Spider-Man (2012)

Marvel'in en ünlü çizgi romanlarından örümcek adamın yeni serisi ile karşımıza çıkan Marc Webb sinemaseverlere keyifli dakikalar vaad ediyor The Amazing Spider-Man filmiyle.Başrolünü Andrew Garfield'ın üstlendiği filmde Emma Stone,Rhys Ifans gibi isimlerde bulunuyor.İlk serinin tersine Peter Parker'ın çocukluğuna inerek daha ilgi çekici bir film izletmek isteyen Webb oturmamış senaryosuna rağmen kendini izlettirebilen bir film yapmayı başarmış.

Film Peter Parker'ın çocukluğu ile açılıyor.Önceki serinin aksine babasına ve annesine dair detaylı bilgiler edindiğimiz sahneden sonra ilk seride olduğu gibi Peter'ın nasıl örümcek adama dönüştüğü,sevdiği kız ile ilişkileri,amcasının ölümü ve suçluları yakalama gibi bilindik sahnelerle film devam ediyor.Bilindik bir konu olmasına rağmen filmin kendini izlettirmesini aksiyonun tavan yapması gibi dramın da zirveye çıkmasına bağlayabiliriz.Ayrıca oyunculuklar da gayet başarılı.Ancak senaryoda sıkıntılar büyük.Ben amcanın ölümünün ardından suçluyu yakalama işi epey bir oyalıyor izleyiciyi ve bir anda kestirip atılıyor.Rajit Ratha'nın köprü sahnesi aynı şekilde sonuçsuz kalıyor.Senaryo sanki efektlerin arkasında çırpınıyor!..

Andrew Garfield bu filmle kariyerinin en başarılı performansına imza atıyor şimdilik..Daha önce ''The Social Network'' filmiyle çok ta anlam veremediğim Yardımcı Rolde Altın Küre adaylığı ile dikkat çekmişti.Yine aynı yıl ''Never Let Me Go'' ile iyi bir çıkış yakalamıştı.Çok fazla projeye imza atmayan genç aktör sempatikliğiyle Örümcek Adam serisindeki Peter Parker'a göre çok daha ''İnanılmaz'' Örümcek Adam olmayı başarıyor.Garfield'ın gerçek hayattaki sevgilisi Emma Stone ile aynı filmde olması da performansını daha inandırıcı kılıyor.Emma Stone demişken Hollywood'un yeni yıldızı hakkında da bir şeyler söylemek gerek.''The Help'' ile hakettiği Altın Küre adaylığını alamayan Stone genç yaşına rağmen ''Easy A'' filmi ile En İyi Kadın Oyuncu/Komedi-Müzikal Altın Küre'sine aday olmayı başarmıştı 2010 yılında.Stone ayrıca ''Crazy,Stupid,Love'' ve ''Zombieland'' filmlerinde de ön plana çıkmayı başarıyor.Bu filmdeki performansına gelirsek;sevgilisiyle uyum içindeki bir prenses gibiydi diyebilirim.

Bu yılın Akademi Ödülleri'ne teknik dallarda adaylığı söz konusu olan The Amazing Spider-Man bence kusursuz görsel efektlere sahip değil.Öyle ki bazı aksiyon sahnelerinde kameralar o kadar hızlı oynuyor ki ne izlediğinizi pek anlamıyorsunuz.Yine de 3D olarak izlediğinde keyif verecek bir film duruyor karşınızda.Maalesef 3D olarak ve orjinal dilde izleyememenin verdiği büyük üzüntüye rağmen filmi izlemeye fırsat bulduğum için bile şanslıyım diyebilirim.Zaten Andrew Garfield ve Emma Stone varken duramazdım.Aradan yedi hafta geçse bile..

Tüm dünyada iki aylık bir zaman diliminde $696.5 milyon hasılat yapan film dünya sıralamasında şuan için 51.sırada ve ilk serinin üç filminin de gerisinde kalmış durumda.Türkiye'de de $2.932 milyon hasılat yapan film beklentileri karşılamış gözüküyor.Serinin yeni filmi ise 2014'de vizyona girecek.

Film Değerlendirmesi [C]  [6/7]

7 Ağustos 2012 Salı

The Hunger Games (2012)

Suzanne Collins'in çok satan romanından sinemaya uyarlanan Hunger Games devamı gelecek yeni serilerden biri.Başrollerinde Jennifer Lawrence ve Josh Hutcherson gibi genç ve başarılı oyuncuların yer aldığı film ülkemizde mart ayında gösterime girmişti.Yılın şuan itibariyle en çok hasılat yapan 4.filmi konumundaki Hunger Games tüm dünyada $683.8 milyon hasılat yapmayı başardı.Filmin bütçesi ise $80 milyon.Filmin yönetmeni ise ''Seabiscuit'' filmiyle tanınan Gary Ross.

Filmde yıkılan Kuzey Amerika kıtasında bir başkent ve 12 eyaletten oluşan Panem adlı ülkede yapılan 74.Açlık Oyunları için her eyaletten kura ile seçilen bir kız ve bir erkeğin hayatta kalma çabası anlatılıyor.Başrolde yer alan Jennifer Lawrence,filmde 12.eyalette kardeşi yerine gönüllü olarak yarışamaya katılan Katniss karakterini canlandırırken,Josh Hutcherson ise Peeta karakterini canlandırıyor.Çok güçlü bir senaryo var karşımızda.Son yıllarda türün ihtiyacını giderecek cinsten,harika bir senaryo!..

Filmin başrolünde yer alan Jennifer Lawrence henüz 22 yaşında olmasına rağmen 20 yaşında Winter's Bone filmiyle En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar adayı olmayı başarmıştı.Lawrence daha sonra ''The Beaver'',''Like Crazy'',''X-Men:First Class'' filmlerinde başrol oynayarak kendini geliştirfi ve bu filmle karşımıza siyah saçlı ve yine başarılı oyunculuğuyla çıktı.Ancak siyah saç yerine sarı saçını tercih ederim.

Diğer başrol oyuncusu Josh Hutcherson Peeta karakterini canlandırıyor filmde.Canlandırdığı karakteri başarılı bir şekilde perdeye yansıtan Hutcherson ve Lawrence ikili sahnelerde daha iyiler.Özellikle de kendilerinin kurtulması için yaptıkları oyun oldukça inandırıcı.Bakalım ikinci filmde bu gerçek olacak mı ?Temennim gerçek olması yönünde.Hutcherson'a dönecek olursak 20 yaşındaki aktörün kameralara yabancı olmadığını biliyoruz.Daha önce ''Zathura:A Space Adventure'',''Bridge to Terabithia'',''The Kids Are All Right'' filmlerinde izleme fırsatını bulmuştuk kendisini.Bu filmle kariyerinin daha da yükseldiğini söyleyebiliriz.

İMDb sitesinden 7.2 puan almayı başaran The Hunger Games aldığı puanı hak eden bir yapım.Projenin görsellik dışında yetersiz kaldığı bir alanı yok.Senaryo ve oyunculuklar filmin kalitesini ortaya koyuyor zaten.Kısa sürede izleyiciyi çekmeyi başaran bu sürükleyici filmin devamı da yolda.The Hunger Games:Catching Fire,2013 yılında gösterime girmesi bekleniyor.Heyecanlar bekliyoruz..

[6.7]


1 Mayıs 2012 Salı

Unknown (2011)

Liam Neeson Hollywood'un en çok aranan aktörlerinden bu aralar.Sadece son üç yılda 10 tane sinema filminde başrol oynayarak kariyerinde zirve yapmış durumda.Son üç yılda oynadığı 10 filmden sadece 5 tanesi izlememde hızına yetişemediğimi gösteriyor.Geçen yıl başrolünü oynadığı Kimliksiz filmi ise başarılı bir ajan filmi.Liam Neeson burada Dr.Martin Harris karakterine hayat veriyor.Her anlamda başarılı bir aksiyon-gerilim filmi izlemek isteyenler için birebir.

Dr.Martin Harris ve karısı Gina,Almanya'da bir biyoteknoloji sempozyumunda konuşma yapmak üzere Almanya'ya gider.Havaalanında çantasını unutan Dr.Martin Harris çantayı geri almak için döndüğünde bir taksiyle kaza yapıp nehre uçar ve hafızasını kısmen de olsa kaybeder.Ve büyük sır başlar.Martin Harris otele geri dödüğünde Dr.Martin Harris'ten bir tane daha olduğunu görür ve kendisinin Martin Harris olduğunu kanıtlamak zorundadır...

Filmin başından beri bizi Dr.Martin Harris olduğuna inandıran Martin Harris'in aslında biyoteknoloji alanında muhteşem bir buluşa imza atan Leo Bressler'ı öldürmek amacıyla yaratılan bir karakteri olduğunu anladığımızda şok oluyoruz.Karısının da ona yardım etmek amacıyla yanında çalışan bir ajan olduğunu öğrenince zaten gözümü kırpmadan filmi izledim.Çok iyi tasarlanmış bir kurguya sahip.Ayrıca senarist taksi şoförü olarak basit bir karakter seçerek işin içinden sıyrılmamış.Göçmen ve kaçak olarak Almanya'da yaşayan bir karakter ile Martin Harris'i karşılaştırarak filmin senaryosunun ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor.

Oyunculara baktığımızda Liam Neeson'ı tartışmaya gerek yok zaten.Aksiyon tarzı filmler için yaratılmış bir adam sanki.Büyük Hata filmindeki oyunculuğu ile bu filmdeki oyunculuğu arasında ciddi kalite farkı var.Alman oyuncu Diane Kruger ise Wicker Park ve Troy filmlerinden sonra bir kez daha kendini gösterme fırsatını buluyor bu filmde.Güzel ama başarısız bir oyuncu:)

Filmin yönetmeni Jaume Collet-Serra sevdiğim ve işlerinde takdiri hak eden bir korku yönetmeniydi benim için.Ama bu filmiyle bize çok yönlü olduğunu da kanıtlıyor.House of Wax ve Orphan filmleriyle korku sinemasında önemli bir yere sahip yönetmen bu filmiyle kalitesini kanıtlıyor kesinlikle.Yönetmenin son projesi ise ABD'de büyük ilgi toplayan The River dizisi.Sevenlerine duyrulur :)

[7.2]

29 Ocak 2012 Pazar

X Men Serisi (1-2-3) /Part 1/

X Men (2000)

Beni tanıyan arkadaşlarım iyi bilirler bu tarz filmleri izlemediğimi, ara sıra denk geldikçe izlediğimi..Dünyaca ünlü Matrix serisini bile izlemeyen ben hazır okullar da açılmamışken böyle bir seriye başlama ihtiyacını kendimde hissettim.Tercihimi X Men'den yana kullandım çünkü bana hep yakın gelmiştir nedense.Ve dün gece izlemeye başladığım seride 3 filmi bitirdim kaldı iki film.Gelelim serinin ilk filmine...

Bilmeyenler için biraz bilgi verirsek seride temel konu mutantlar üzerine kurulu.İnsan görünümlü mutantların özel yetenekleri var.Zaten filmi de çekici kılan unsur bu.Serinin ilk filminde eski iki dost olan Profesör Charles ile Eric arasındaki mutant savaşını konu alıyor.Serinin bu ilk bölümü diğer filmleri anlamamız açısından önemli çünkü karakterlerin özellikleri,nerede yaşadıkları ve kimlerle savaştıklarını bu bölümde öğreniyoruz.Profesör Charles bir mutant okulu kurup okulda eğitim gören mutant öğrencileri yardımcılarıyla eğitirken Eric ise kendi mutantlarından oluşan grubunu insanları yok etme amacına ulaştırmaya çalışır.Bu da iki grup arasında savaş neden olacaktır.

Filmde Hugh Jackman, Wolverine karakterine hayat veriyor.Henüz geçmişi hakkında bu filmde pek birşey bilmediğimiz Wolverine karakterini ilerki bölümlerde tanıyoruz.Filmde Profesör Charles eğitimli ve çok güçlü bir mutant olarak karşımıza çıkıyor.Yürüme engelli Charles buna karşın çok güçlü.Filmde sevgili olan iki mutanttan Scott karakteri gözlükleri sayesinde çevresindeki şeyleri yok edebiliyor.Scott karakterini James Marsden canlandırıyor.Sevgilisi rolünde izlediğimiz nesneleri hareket ettirmekten tutunda çok güçlü bir beyne sahip olan Jean karakteri seride kilit rol oynayan isimlerden.Jean karakterini Famke Janssen canlandırıyor.Filmde hava olaylarını kontrol edebilen bir diğer önemli karakter Ororo'ya ise Halle Berry hayat veriyor.Filmde okulda bulunan öğrencilerinde özellikleri var tabi..Örnek vermek gerekirse buz adam,ateş adam,dokunduğu kişiyi öldürebilecek yeteneğe sahip öğrencilerle fantastik bir maceraya çıkmış oluyoruz.

Gelelim yorumuma.Filmi bu tarzlardan ne kadar hoşlanmasam da beğendim.Zaten anlaşılacağı üzere 3 bölümünü bitirdim bile.Filmin efektleri,ses kurgusu olsun ve karakter özellikleri olsun gayet iyi düşünülmüş.Ara ara sıksa da iyi bir bilim kurgu fantastik tarzda bir film.Oyuncuların performansı açıkçası bu tarz filmlerde önemli olmadığı için pek bakmıyorum ama Hugh Jackman berbat saç modeline rağmen seri ile beraber bayağı bir ünlendi.Prestij filminde de başrol oynadı ki özellikle Nolan hakkında en çok vurguladığım oyuncularından çok yüksek verim almayı bekleyen bir yönetmen tarafından seçilmesi de kaliteli bir isim olduğuna inandırıyor beni..

[7.0]

X Men 2 (2003)

Serinin ikinci filmi daha uzun ve daha aksiyonu bol sahnelerden oluşuyor.İlk filmin başarısını tekrarlayan filmin bu seferki konusu ABD'nin askeri mevkilerinde uzun yıllar yer almış bir mutant düşmanı olan William Stryker'ın mutantlara karşı açtığı yok etme savaşını konu alıyor.Filmde bu sefer Eric ve profesör Charles'in ekiplerinin birleşip bir güç olarak Stryker'ın karşısına çıktığını görüyoruz.Filmin hemen başında ABD başkanına saldırılması sonucu başlayan savaştan galip mutantlar çıkıyor tabiki ama Charles'in ekibinin beyni Jean kayboluyor.

Serinin bu bölümünde Jean'ın kaybolması (filmde öldü şeklinde anlatılıyor) seriye bomba gibi düşüyor açıkçası ama bazı sıkıcı sahnelerden kurtaramıyor yine de bizi.İki saat süren filmde savaş sahneleri yine çok güzel ancak barajın yıkılma sahnesi 2003 yapımı bir filme hiç yakışmamış dolayısıyla görsel efektleri zayıf olarak karşımıza çıkıyor bu durum.Serinin bu bölümünde ekibe filmin başında başkana süikast tarzı bir şey düzenleyen Kurt Wagner karakteri ile Alan Cumming karakteri katılıyor.Ayrıca ateş yaratma gücüne sahip John karakteride saf değiştiryor filmde.

Bu arada serinin ilk iki filminde dikkat çekmek istediğim birşey var nedense Wolverine en ön plana hiç çıkmıyor filmde ancak bu bölümde Wolverine'i kimin yarattığını öğreniyoruz.Geçmişi hakkında bir şey hatırlamayan Wolverine 4.filmde sanırım geçmişi anlatılacak.Benim yorumuma gelirsek yine aksiyonu bol bir bölümdü.İlk filmin kalitesini kaybetmemesi önemliydi.Puanımı aynı vermemdeki tek sebep serinin aynı güzellikte gitmesi..

[7.0]

X Men 3:Son Direniş [2006]

Üç yılda bir çekilen serinin bu son filmi belki de en heyecanlı bölümüydü bugüne kadar.Bu bölümün konusuna bakacak olursak serinin bu filminde mutantları insana dönüştürmek için ilaç üreten Amerikan hükümetinin mutantlarla savaşını anlatıyor daha doğrusu Eric'in ordusuyla savaşını..Hükümetin ilaç üretimine sert tepki veren Eric bunun mutant soyunu bitireceği için ilacın kaynağı Alcatraz adasındaki çocuğu alarak yok etmek ister ancak Charles'in ekibide ilaç konusunda öğrencilere baskı uygulamadığı için Eric tarafından tepki çeker ve Charles'in grubundan sadece bir kız erkek arkadaşını geri istediği için insan haline döner.Ayrıca serinin bu bölümünde gölde kaybolan Jean geri gelerek Scott ve Charles'ı öldürür.Hareketleri oldukça değişen Jean Eric'in ekibine katılır.Charles'in ekibinden geriye sadece Kurt,Wolverine ve Ohoho kalmıştır.Eric'in Alcatraz Savaşı'nda askerlere destek veren Charles ekibi 3 öğreciyide yanına alarak Alcatraz'da ki çocuğu kurtarmaya gider.Filmin en sonunda ise Jean kendisini seven adam Wolverine tarafından öldürülür.Ayrıca Eric'te mutant halinden insan haline döner ve Eric'in ekibi dağılır.Serinin bu bölümünde başkanın oğlunun bile mutant olduğunu görüyoruz..

Oldukça aksiyon dolu sahneleri olan serinin bu bölümünden daha fazla keyif aldığımı söylemeliyim.Başrol oyuncularının üç tanesinin gitmesi seriyi etkilemicektir çünkü ilerleyen bölümlerde yeni karakterlerin katılması daha güzel tabi..Ayrıca Wolverine karatelerini her bölümde biraz daha tanımış oluyoruz.Herkesin olduğu gibi benimde favori karakterim var o da Ohoho..Umarım diğer filmlerde de görürüm kendisini çünkü çok başarılı bir karakter.Dördüncü filmi merakla bekliyorum diyebilirim ama izleyeceğim filmlerin sıkışıklığından pazartesi gününe kalacaktır mutlaka..



[7.1]

20 Ocak 2012 Cuma

Battle Los Angeles (2011)

Bu yılın görsel efekt olarak çok iş beklediğim yapımlarından olan Battle Los Angeles bana göre tam bir toplama film görüntüsünde.Son dönemlerde ABD artık dünya dışında açılıp uzaylılarla savaşmaya başladığı için Hollywood'ın nefes aldığını sanmıştık ama öyle olmadı.Çıkan her uzaylı savaşı filmi tam bir toplama görüntüsü içine girdi.Bu yılın bence hayal kırıklığı olarak gösterebilceğim Battle Los Angeles filmi hem uzun hem de ağır bir film...

Uzaylıların ABD ve 20 kadar ülkenin su kaynaklarına saldırması sonucu ABD'nin kıyı şeridini işgale başlayan ve işgalden en çok zararı gören Los Angeles kentinde bir çavuş ve teğmen tarafından bölgedeki sivilleri kurtarmak için yola çıkan bir grup askerin hikayesini ve kahramanlıklarını konu alıyor.Filmin konusunda biraz heyecan var ama işleyişi öyle gözükmüyor.Biraz Er Ryan'ı Kurtarmak filmi gibi bir film.Tabi ele aldığı konu çok farklı ama Er Ryan filmindeki sahnelere çok benzer savaş sahneleri var.Ayrıca Kurtuluş Günü ve İşaretler filmlerine göre de konusu zayıf kalmış diyebilim.Çünkü insanlar artık birilerinin çıkıp kahramanlık yapmasını istemiyor filmde.Pearl Harbor filmindeki bir de aşk gibi şeyler görmek istiyor.Kısacası zayıf bir senaryosu var ve gereksizce uzatılmış.

Filmde Michael Nantz karakterine Aaron Eckhart hayat veriyor.Sevdiğim bir oyuncu olan Eckhart filmde başrolü oynuyor ancak performansı çok ta ön planda değil bana göre.Ancak eleştirmenlere göre Battle Los Angeles, Eckhart'ın en iyi filmlerinden birisi.The Dark Knight ve Rabbit Hole filmlerini izlemiş biri olarak bu filmde biraz daha zayıf buldum.Filmde ayrıca ABDli şarkıcı Ne-Yo 'nun da olduğunu belirteyim.Kendisini sevmesemde bir Give Me Everything şarkıcı hala kulağımda..

Filmin en büyük artısı aslında görsel efektleri olabilecekken zayıf efektlerin olduğunu görünce zaten umutsuzluğa kapılmıştım.Zaten filmi almamdaki tek sebep buydu.Eğer efektlerini beğenseydim kendi ödül listemde de yer vermeyi düşünüyordum ama çok da üzerinde durulmamış zayıf efektlerin olduğunu gördüm.Keza 2012 filmi bile o muhteşem efektleri ile Oscar adaylığı elde edemediyse bu filmin etmesi çok ama çok zor.

Bütün bu başarısızlıkların temelinde her zaman yönetmen gösterilir ancak bu söyleme pek katılmak istemiyorum.Tabi ki filmin başarısını etkileyen en önemli faktörlerden biri yönetmen ancak ne kadar iyi yönetmenlerden ne kadar fos filmler çıktığını da görmüş insanlarız sonuçta.Yönetmen Jonathan Liebesman genç bir yönetmen.Kariyerinde Teksas Katliamı Başlangıç ve The Killing Room gibi filmler bulunan yönetmen için bu film sadece parasal açıdan sonraki filmine kaynak oldu.Kaldı ki yönetmen 2012 yılında çekeceği Wrath of the Titans filmiyle epey bir para harcayacak gibi.Kim bilir belki en başarılı filmini de yapar.Bu arada kısa bir not düşeyim filmin bütçesi 70.000.000 $ ve hasılatı ise 211.819.354 $.Kısacası yönetmen filmin başarısını bence gişe anlamında düşünmüş.

Ha izlenemez bir film mi ? Hayır.Çünkü bu tarz filmleri sevenler için keyifli olabilir.Şahsen filmin bazı sahnelerini de çok beğendim.Örnek vermek gerekirse yakalanan bir uzaylıyı öldürmenin yollarını ararken ki sahne çok iyiydi.Patlama sahneleri de yine iyi sahnelerden ama genel olarak ortalama üstüne çıkamayan filmlerden birisi.Kısacası yılın hayal kırıklığı yaratan filmlerinden..!

[ B- ]