Korku Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Korku Sineması etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2013 Cumartesi

The Conjuring (2013)

Korku Seansı
Aylardır yolunu gözlediğim The Conjuring'e bugün kavuştum.Oldukça beğendiğim filmin,eleştirisini yazarken bile hala etkisinde olduğumu itiraf etmeliyim.Korku sinemasının son yıllardaki en başarılı yönetmenlerinden James Wan'ın 20 milyon $'lık bütçe ile çektiği filmin baş rollerinde Vera Farmiga,Patrick Wilson ve Lili Taylor yer alıyor.Ülkemizde de bugün vizyona giren filmin bir de muhteşem bir gişe başarısı var.Bunun yanında İMDb puanın 7.8 oluşu ve filme gelen övgü dolu yorumlar filmi tekrar tekrar seyretmek için bir sebep.

The Conjuring,senaryo itibariyle klişelerin sıkça yer aldığı bir film.Klasik bir şeytan çıkarma filmi.Her yıl mutlaka 3-4 tane izlediğimiz o şeytan çıkarma filmlerinden biri aslında.Üstelik ilk kez gerçek hikayeden uyarlanma bir film de değil.Peki o zaman The Conjuring neden klasik ve klişelerle dolu senaryosuna rağmen çok başarılı bir korku filmi ?

25 Temmuz 2013 Perşembe

Maniac (2012)

Manyak
Özellikle korku film senaryosu sıkıntısı çeken Hollywood her yıl remake filmlerle bu ihtiyacını gidermeye çalışıyor.Ancak remake filmler çoğu zaman orjinalini arattığı gibi kendinden bile soğutabiliyor.Bu yıl ise remake filmler açısından kanımca başarılı bir yıldayız.Önce Texas Chainsaw'ın 3D olarak yeniden çevrimini izlerken,ardından daha başarılı olan Evil Dead sinemalardaki yerini aldı.Şimdi ise oldukça başarılı bir yeniden çevrimle karşı karşıyayız.Maniac,1980 yapımı orjinalinden günümüze uyarlanan bir Franck Khalfoun filmi.Filmin yapımcı ve senarist koltuğunda ise kariyeri Haute Tension adlı mükemmel bir filmle zirvede başlatan Alexandre Aja oturuyor.Filmin baş rolünde ise yıllarca hobit olarak hafızalarımıza kazınan ve bunu silmeye çalışan bir yetenek,Elijah Wood bulunuyor.

Alfred Hitchcock'un Psycho'su gibi Maniac'ın da çıkış noktası ortak sayılabilir;kadınlar...Küçük yaşta annesinin yaptığı işler ve berbat yaşantısı yüzünden travma geçiren Frank'in hikayesini konu alan Maniac aynı zamanda bir şiddet filmi.Frank'in kadınlara uyguladığı şiddet o kadar gerçekçi yansıtılıyor ki seyircinin psikolojisinin bozulmaması içten bile değil.Alexandre Aja yazdığı senaryoya,oyuncunun gözünden bakılıyormuş hissi uyandıran farklı bir çekim tekniği ekleyerek inandırıcılığı iki kat artırıp,seyirciyi de filme çekmeyi başarıyor.

21 Temmuz 2013 Pazar

El Cuerpo (2012)

Ceset
Bayanlar ve baylar sıkı durun.Karşınızda gerilim/gizem sinemasının babalarından bir film var.Bu kadar iddialı bir tabir kullanmamın sebebini film bittiğinde anlayacak ve bana hak vereceksiniz.Senaryo bakımından Hollywood'un üstüne çıkmayı başaran İspanyol korku sinemasının son bombası El Cuerpo müthiş yetenek Oriol Paulo'nun elinden çıkmış bir film.Les ojos de Julie filmiyle gönlümde taht kuran Paulo bu sefer senaryonun yanında ilk uzun metrajını da bizlere sunuyor.Filmin baş rollerinde ise ''mükemmelim'' Belen Rueda,Hugo Silva ve Jose Coronado bulunuyor.

Zengin,başarılı,hırslı,kendine güvenen ve daima yükseklerde olan bir kadın...Üniversitede çalıştığı sırada aşık olduğu sevgilisi uğruna karısını ortadan kaldırmaya karar veren bir kimyager...Ve kimyagerin (Alex) aşık olduğu kadın Carla...Film morgdan kaçıp gece yarısı ormandan kaçarken,arabaya çarpıp hastaneye kaldırılan yaşlı bir adamın sahnesiyle açılıyor.Ardından Alex'in ölen karısı Mayka'nın cesedinin ortadan kaybolması polisler tarafından şüpheli durumuna düşürülen Alex'in göz altına alınmasıyla devam ediyor.Ve film de bundan sonra başlıyor.Film boyunca akıl dolu bir senaryo izlediğini anlamanız çok zor.Ancak her şeyin çözüldüğü muhteşem final sahnesi senaryonun ne denli kuvvetli olduğunu gözler önüne seriyor ve burada yazdığım bütün cümlelerin çöpe gitmesini sağlıyor.Bu kadar etkili bir senaryoyu bir korku/gerilim/gizem filminde izlemek gerçekten mutluluk verici.

16 Mayıs 2013 Perşembe

Görünmeyenler (2012)

Görünmeyenler
Yerli Paranormal Activity diye tabir edilen Görünmeyenler'i izledikten sonra aynı kanıya varmak çok kolay.Hollywood'un Uzakdoğu Sineması'ndan aldığı kopya filmler kabul görüyor da bizim kopya filmimiz neden kabul görmesin ?Görünmeyenler'e çok da fazla yüklenmemek lazım aslında.Kopya da olsa korku sinemamız için bir şeyler yapıldığını görebiliyoruz bu filmle.Ancak farklılık da şart.Caner Özyurtlu ile Serhat Hasanoğlu farklılığı senaryoda yapmaya çalışmış bir nevi.Yeni evlerine taşınan bir ailenin küçük kızının edindiği hayali arkadaşlarını sonradan görebilmemiz filmin farklı bir noktası.Ancak bu ne kadar doğru,tartışılır.

Karadedeler Olayı ile ülke sinemamızda da rağbet gören amatör kamera çekimi haliyle Gönünmeyenler'in de korkuyu gerçeğe dönüştürme çabasında önemli bir araç konumunda.Sahne geçişlerindeki video cızırtılarıyla seyirciyi germeyi de başarıyorlar.Ancak 80 dakika boyunca ne kamera çekimlerinden ne de evdeki kameralardan net bir gerilim hissedebiliyoruz.Son 10 dakikada filmin yaşattığı heyecan ilk 70 dakikasında kesinlikle yok.Sürpriz olmayan farklı bir son denemesiyle de kapanan filmin buradaki amacını film gişe yaptığında devamının geleceğinin bir işareti olarak yorumluyorum.Neyse ki korkulan olmadı ve film çok da iyi bir gişe başarısı gösteremedi.Gerçi bu tür maaliyeti düşük filmlerde bütçe de düşük oluyor,orası ayrı.

23 Nisan 2013 Salı

Texas Chainsaw 3D (2013)

Teskas Elektrikli Testere Katliamı
Korku sinemasının baş tacı filmlerinden biri de şüphesiz The Texas Chain Saw Massacre filmidir.Tobe Hooper adlı genç bir yönetmen tarafından 1974 yılında çekilen film maalesef çeşitli nedenlerle seriye çok geç dönüştüğü gibi birbiri ardına gelen kalitesiz devam filmleri yüzünden 2003 yılında tekrar seriye dönüştürüldü.Orjinal filmden epey faydalanan bu seri de 2006'da Teksas Elektrikli Testere Katliamı:Başlangıç filmiyle son buldu.Geçen yıl yapımı tamamlanan ve bu yıl Ocak ayından başlayarak çeşitli ülkelerde gösterime giren ve orjinal filmin devamı olacağı söylenen,ayrıca 3D seçeneği ile de seriye farklı bir boyut getireceği ifade edilen Texas Chainsaw filmi ise 1974 yapımı orjinal filmin yıllar sonra çekilen belki de en uygun devam filmi.Eksikleri de olsa 2013 yapımı bu Teksas Katliamı korkuseverlerin özelllikle kaçırmaması gereken bir film.

18 Mart 2013 Pazartesi

Pet Sematary (1989)

Hayvan Mezarlığı
Stephen King'in unutulmaz romanları arasında yer alan Hayvan Mezarlığı vizyona girdiği 1989 yılında sadece Amerika'da 57 milyon $'lık hasılat yapmayı başarmış ve sonraki yıllarda adını klasikler arasına yazdırmayı başarmıştır.Hayvan Mezarlığı bir baş yapıt olmasa dahi aradan yıllar geçse bile izleyicide aynı korkuyu uyandıran bir film.Ayrıca Hayvan Mezarlığı satın aldığım ilk film olmasıyla da benim için özel bir film.

Filmde,yeni bir eve taşınan Dr.Louis ve ailesinin evin karşısındaki hayvan mezarlığının laneti yüzünden başlarına gelen olaylar anlatılıyor.Ailenin evlerinin karşısında bulunan ve sürekli ağır vasıtalı araçların geçtiği yolda önce kedileri ölüyor ve Louis'in komşusu yardımıyla gömdüğü bir taş mezarlıktan canlı çıkara geri gelmesiyle film kendini buluyor.Stephen King'in romanından uyarlanan film senaryosunun başarısı kadar ilginç ismiyle de dikkat çekiyor aslında.İngilizce'de ''cemetery'' anlamına gelen mezarlık kelimesini filmde çocukların küçükken harflerini değiştirmeleri sonucu ''semarty'' olarak kalan mezarlık anlamıyla görüyoruz.Gerçi romanın da orjinal isminde ''semarty'' şeklinde geçiyor.

13 Mart 2013 Çarşamba

American Mary (2012)

Amerikan Mary
2012'nin seyir zevki yüksek olmasına karşın en başarısız filmlerinden biriyle karşı karşıyayız.Kanada yapımı American Mary korku sınıfına girmediği gibi gerilimden yoksun bir psikolojik/sadist filme dönüşmüş.Konusuna aldanıp izlediğim için de kendime uzun süre kızacağım bir film olduğu için de American Mary'den nefret ettim.Yönetmenliğini Soska kardeşler Jen ve Sylvia'nın yaptığı film vasatın altında senaryosu nedeniyle tam bir enkaz durumunda!..

Filmde,tıp fakültesinde okuyan ve paraya ihtiyaç duyan Mary'nin para kazanmak için gittiği bir kulüpten sonra değişen hayatı psikolojik/gerilimli bir şekilde anlatılmaya çalışılıyor.İlginç hastalarına sıra dışı yöntemler uygulayan Mary'nin hikayesi filmin finalinde vasatın da altına düşüyor.Bu tarz filmlere yakışmayan bir final filmin en büyük handikabı.Senaryoyu yazan Soska kardeşlerin senaryo yazım sürecinde nasıl bir psikolojiyle bu filmi yazdıklarını doğrusu merak ediyorum.

10 Şubat 2013 Pazar

Mama (2013)

Anne
Ve geldik 2013 filmlerine.Henüz 2012 filmleri bitmeden bu yılın filmlerine de başlayayım istedim.Tabi bu yılın filmleri asıl mart ayından sonra vizyona gireceği için fazla heyecan yapmaya gerek yok.Don't Be Afraid of the Dark filmiyle korku sinemasına yönelen ünlü yapımcı,senarist ve yönetmen Guillermo del Toro,bu kez Mama ile karşımızda.2010 yapımı Don't Be Afraid of the Dark filmiyle başlattığı değişik ''varlıklarla'' film çekme tekniği Mama'da da mevcut.Mama her ne kadar ortalama bir film de olsa izlenmeyi hak ediyor!..

Film hikayesini Andres Muschietti'nin 2008'de çektiği bir kısa filmden alıyor.Yaklaşık 3 dakikalık kısa filmi başarılı bir şekilde 100 dakikaya taşımak kolay değil.Filmde babalarıyla birlikte ormanda bir kulübeye sığınan iki küçük kız kardeşin babalarının ölmesi sonucu 5 yıl kaldıkları kulübeden bulunup amcalarının yanına yerleşmesi ve sonrasında yaşanan gerilim dolu anlar konu ediliyor.Ancak kızların kulübede Mama adını verdikleri bir hayalet tarafından büyütülmesi ve daha sonrasında bulunduklarında insan hareketlerinden uzaklaşan kızların, yeni aile bireylerine yaklaşımları filmi daha ilgi çekici bir hale getiriyor.Ve bir de olayları araştıran doktor var filmde.Hikayenin açığa kavuşmasını da doktor sağlıyor aslında.Senaryo çok başarılı olmasa da daha doğrusu istediğim gerilimi alamasam da filmin sürükleyici havası bu eksiği biraz olsun kapatıyor.

31 Ocak 2013 Perşembe

The Possession (2012)

The Possession
Korku filmleri için oldukça vasat bir yılı geride bıraktık.Bu yıl The Cabin in the Woods ve The Tall Man dışında istediğimi bulamadım filmlerde.Klişe senaryolarla kendini tekrarlamaya devam eden korku sinemasının son umudu The Possession'da maalesef bekleneni veremiyor.''Şeytan çıkarma'' malumunuz korku filmlerinin bir numaralı dostu.Bu türde filmler her yıl üç beş tane yapılıyor ve hemen hepsi de beklentilerin altında.2005 yapımı The Exorcism of Emily Rose'dan sonra sanırım geçen yedi yılda hiç bir ilerleme kaydedemedi bu tür.Lafı fazla uzatmaya gerek yok The Possession'da beklentilerin altında!..

Filmde,ölen bir kadının eşyaları arasından satın alınan bir kutunun Em'i sahiplenmesi ve kızın vücudunu ele geçirmesi anlatılıyor.Konumuz basit yani.Küçük bir kız ve farklı yollardan da olsa vücudu ele geçiren bir şeytan!Peki The Possession farklı olmak için ne yapmış?İlk defa bir Yahudi şeytan çıkarma ayinine kısa da olsa şahit olduk filmde.İbranice yazılar ve sırlarla dolu bir kutu var karşımızda.Senaryo bekleneni veremese de farklılıklar iyidir.Belirtmeden geçmeyeyim kutu bir çocuk istiyor ancak nasıl bir ayin olduğuna anlam veremediğimiz küçük bir ayinden sonra babanın yalvarmalarıyla babaya geçiyor kötülük.Evet,mantıklı bir açıklama bekliyoruz?

28 Ocak 2013 Pazartesi

The Collection (2012)

Koleksiyon
Testere serisinin son dört bölümünün senaryosunu yazan Marcus Dunstan yeni Testere benzeri serisi The Collector ile seyirciyi korkutmak istiyor.Ancak serinin ikinci filmi The Collection isim değişikliğine rağmen ilk filmin senaryodaki başarısızlığından etkilenmeyi sürdürmüş gibi.Kurgusal anlamda ise ilk filmden daha başarılı olan The Collection genel itibariyle ilk filmin gerisinde kalıyor.

Filmde,kanlı bir partide arkadaşlarının ölümüne şahit olan Elena'nın koleksiyoncu tarafından kaçırılması ve daha önce koleksiyoncunun elinden kurtulmayı başaran Arkin'in ve Elena'nın babası tarafından görevlendirilen bir grubun Elena'yı kurtarma mücadelesi anlatılıyor.Mekan olarak bile Testere serisini andıran film senaryosu bakımından da Testere ile ciddi yakınlıklar içinde.Kurgusal anlamda biraz daha başarılı olan senaryo klişelerle dolu ve hayal kırıklığından öte geçemiyor.

27 Ocak 2013 Pazar

The Collector (2009)

Koleksiyoncu
Testere IV,V,VI ve VII filmlerinin senaristi olarak tanıdığımız Marcus Dunstan bu kez ilk yönetmenlik denemesi The Collector ile karşımızda.Filmin senaryosuna da imza atan Dunstan yer yer Testere havaları kattığı The Collector filmiyle yeni bir seriye imza atıyor.Kurgusal anlamda Testere serisinin epey gerisinde kalsa da film sürükleyici hikayesiyle boş vakitleri değerlendirmek için alternatif filmlerden olabilir.

Filmde karısının borcu yüzünden çalıştığı evi soymaya karar veren Arkin'in eve gittiğinde kendini bir kapanın içinde bulmasıyla başlayan gerilimli dakikalar anlatılıyor.Senaryo çok başarılı olmasa da kendini izlettirmeyi başardığı için bir şansı hak ediyor.Ancak filmin kurgusundaki başarısızlık kaliteyi düşürüyor.Belki de ilk 45 dakika içerisinde eksik olan tek şey kurgu!

25 Ocak 2013 Cuma

Paranormal Activity 4 (2012)

Paranormal Activity 4
Kar amacıyla her yıl devam filmi çekilen Paranormal Activity serisi artık sınırları zorlayacak bir hale geldi.Zaten 3.filmle başlayan kalitesizlik serinin bu bölümünde tavan yapmış durumda.Filmin yönetmenliğini bir önceki filmin de yönetmenliğini üstlenen Henry Joost ile Ariel Schulman ikilisi yapıyor.Serinin diğer filmlerine göre oldukça zayıf kalan Paranormal Activity 4 sadece ticari bir film olarak hafızalarda yer edinecektir.

Serinin bu bölümünde teyzesi tarafından kaçırılan Hunter'ın evlatlık verildiği ailede yaşanan paranormal olayları izliyoruz.Diğer filmlere nazaran uzunca bir süre eve kamera takılmıyor serinin bu bölümünde.Bu yüzden gerilim geç giriş yapıyor filme.Yine diğer bölümlerde olmayan bir kamera sistemi de deneniyor bu bölümde.Senaryonun artık birbirinden kopmuş bir seride ne kadar iyi olması beklenir orası da ayrı bir mevzu tabi.Doğrudan senaryo ile bağlantılı olmasa da kamera sistemi biraz canlılık katmış filme.

11 Ocak 2013 Cuma

House at the End of the Street (2012)

Sokağın Sonundaki Ev
Henüz 22 yaşında olmasına rağmen 2 Oscar adaylığı bulunan (2.adaylığının sonucu henüz belli değil) Jennifer Lawrence Hollywood'un en yetenekli oyuncularından birisi.Kişisel olarak da en sevdiğim aktristler listesinde yer alan Lawrence'ın her filmini izlemek büyük keyif.Bu yıl Oscar'a aday olduğu Silver Linings Playbook ve milyonlarca dolarlık hasılat yapan The Hunger Games dışında rol aldığı üçüncü filmi House at the End of the Street.İzlenebilecek ve klişelerle dolu bir film olmasına rağmen Lawrence'ın etkisi hissediliyor filmde.

Filmde annesiyle yeni bir başlangıç yapmak için taşınan Elissa'nın ölen komşularının oğlu Ryan ile geçirdiği gerilim dolu anlar anlatılıyor.Ancak 100 dakikalık filmde asıl heyecan ilk yarım saatten sonra başlıyor.Klişeler halinde ilerleyen ilk bölüm sonunda hareketlenen hikaye çarpıcı bir son yapmak istese de hedefine ulaşamıyor ancak kendini izletmeyi başarıyor.Daha çok psikolojik/gerilim türünde yer alabilecek filmin senaryosu kuvvetli değil.

8 Aralık 2012 Cumartesi

Kabuslar Evi (2006) 7.Bölüm Çizgisiz Zamanlar / 8.Bölüm Çarşamba Karısı / 9.Bölüm Gece Gelen Arkadaşlar

Özellikle 9.bölüm ile birlikte kalitesi iyice düşmeye başlayan serinin ele alacağım bu üçlemesinde Çizgisiz Zamanlar ve Çarşamba Karısı kısa süreleri ve hikayeleriyle daha ön planda duruyor.Bu 3.yazımda ise 7,8 ve 9.bölümleri değerlendireceğim.


Çizgisiz Zamanlar
Kabuslar Evi:Çizgisiz Zamanlar

Yönetmenliğini Uluç Bayraktar'ın yaptığı Çizgisiz Zamanlar bölümü Türk sinema emekçilerine adanmış.Serinin bu bölümü korku türüyle uzaktan yakından alakası olmamakla birlikte tamamıyla biraz gerilim biraz da drama kayıyor.

Bu bölümde en sevdiğim oyunculardan Şerif Sezer'i izliyoruz,keyifle.Harika performansına diyecek yok.Çağan Irmak film ve dizilerinden hatırlayacağımız,yıllar önce de Türk sinemasında birkaç filmde rol almış bir isim Şerif Sezer.Filmin hemen giriş sahnesindeki o başarılı performansıyla zaten seyirciyi filme bağlıyor.Son bölümde ise geçmişiyle yüzleştiği sahneler performansının yine başarılı olduğu sahneler olarak aklımda kalıyor.


3 Aralık 2012 Pazartesi

Kabuslar Evi (2006) 4.Bölüm Tanıdık Yabancı / 5.Bölüm Kaçan Fırsatlar Limited / 6.Bölüm Karanlıktan Gelen

Kabuslar Evi serisiyle ilgili ilk yazımda ilk üç filmi ve serinin senaristliğini,ilk üç filmin yönetmenliğini yapan Çağan Irmak'ı değerlendirmiştim.Bu yazımda ise 4.,5. ve 6. bölümleri değerlendireceğim.


Kabuslar Evi:Tanıdık Yabancı (2006)

Tanıdık Yabancı
4.bölümden itibaren 5 bölüm boyunca serinin yönetmen koltuğunda Uluç Bayraktar oturuyor.''Karadayı'',''Son'',''Ezel'' ve tarafımca izlenmiş dizisi ''Menekşe ile Halil'' projeleriyle daha çok televizyon işlerine imza atan Bayraktar,sinemada da kendisini Kabuslar Evi serisiyle tanıtmayı başarmıştır.İzlediğim ilk üç filmine göre değerlendirirsem Bayraktar,yakın çekimlerden pek yararlanmamasına rağmen çektiği filmlerde kaliteli işlere imzasını atmayı başarmıştır.

Tanıdık Yabancı yine kişilerin farklı olduğu ve olayın genelinin Kabuslar Evi'nde geçtiği bir film.Bu bölümde,her bölümde izlediğimiz tek karakter olan Sema Hanım'ın daha çok ön plana çıktığını görüyoruz.Yaptığı bir hata sonucu küçük oğlunu kaybeden Derya'nın 5 yıl boyunca tedavi gördüğü akıl hastanesinden ayrılmasıyla yollarının kesiştiği Kabuslar Evi'nde tekrardan oğluyla yüzleşmesi filmin konusu olarak özetlenebilir.Senaryo anlatmak istedikleriyle ve özellikle giriş sahnesiyle başarılı sayılabilir ancak finaline doğru anlatmak istediklerini gösterme biçimi her kesimden farklı eleştiriler alabileceği gibi bana göre başarısızlıkla sonuçlanıyor.

29 Kasım 2012 Perşembe

Kabuslar Evi (2006) 1.Bölüm Takip/ 2.Bölüm Son Dans/ 3.Bölüm Hayal-i Cihan

Kabuslar Evi Serisi
Sinemamızın ilk korku-gerilim serisi olma özelliği taşıyan Kabuslar Evi, aslında dram türünün de örnekleri barındıran ve her bölümde farklı hikayelerin anlatıldığı 13 bölümden oluşan bir seri.Ben de seriyi izleyenlerden biri olarak seri hakkında görüşlerimi Farklı Dünya'da yazmaya karar verdim.Serinin hikayesi Çağan Irmak'a ve ilk üç filmin yönetmenliği yine Çağan Irmak'a ait.Ben de her bölümü ayrı ayrı yorumlamaktansa serinin dört yönetmeninin filmlerini dört yazıda yazmak istiyorum.

Çağan Irmak
Her bölümün hikayesini yazan Çağan Irmak'ın ilk üç bölümün yönetmenliğini de üstlendiğini belirtmiştik.Fazla Türk filmi izleyen biri olmamama rağmen Türk sinemasına son 10 yılda kazandırılan üç isimden birinin Çağan Irmak olduğunu rahatça söyleyebilirim.''Babam ve Oğlum'' filmiyle Türk sinemasında yıllar sonra bir başyapıta imza atan Irmak ''Çemberimde Gül Oya'' dizisiyle 12 Eylül darbe döneminin gölgesinde bir aşk hikayesiyle yıllar önce de televizyona damgasını vurmuştu.Irmak aynı zamanda tarafımdan izlenmemiş olsa da yayınladığı dönemde olay yaratan ''Asmalı Konak'' dizisinin de yönetmenliğini üstlenmişti.Son yıllarda ise ''Issız Adam'' filmiyle çoğu zaman mutlu sonla biten aşk hikayelerine kapılarını kapatmış,''Dedemin İnsanları'' filmiyle de Türk-Yunan mübadelesi sonucu yaşanan zorluklara bir bakış açısı sunmuştu.2006 yılında Kabuslar Evi serisiyle gündeme gelen Çağan Irmak kesinlikle her türde başarıya ulaşabileceğini göstermişti.

19 Kasım 2012 Pazartesi

Bait (2012)


Avustralya sinemasının korku türünde köpek balığı temalı filmlere ağırlık verdiği bilinen bir gerçek.Gerçek bir hikayeden esinlenerek yapılan ''The Reef'' filminden sonra ikinci bir köpek balığı vakası ile karşı karşıyayız.Bait'in başrolünde de ''The Twilight Saga:Eclipse'' filminden tanıdığımız Xavier Samuel bulunuyor.The Reef filminden bir kademe daha başarısız bir film,3D olmasının dezavantajlarıyla yine 3D olarak çekilen ve hayal kırıklığı yaratan ''Shark Night'' filminin kalitesizliğiyle yarışıyor adeta.

Filmde Avustralya'nın kıyı kesiminde meydana gelen bir tsunami sonucu markette mahsur kalan bir grup gencin hayatta kalma mücadelesi anlatılıyor.Tabi dev dalgalarla birlikte marketin içine ve otoparkına girmiş köpek balıklarını da sayarsak ölüm gençlere biraz daha yakın...3D olarak çekilen filmde teknolojinin verdiği nimetlerden tam olarak yararlanılamadığı açık.Klasik senaryonun 3D film çekeceğim diye görselliğe dönüştürülmesi filmin en büyük hatası.Ancak senaryonun sürükleyicilik seviyesi gayet iyi sayılabilir.

11 Kasım 2012 Pazar

The Omen (1976)

The Omen 
Korku sinemasının klasiklerinden biri olarak kabul gören The Omen 1976 yapımı bir kült film.Yönetmenliğini Richard Donner'ın yaptığı film halen korku sinemasının arayışta olduğu günümüz için vazgeçilmez bir filmdir.The Omen ile kandan ziyade izleyiciyi şeytan ve yeryüzündeki temsilcileriyle korkutmaya çalışan Donner yapım yılına göre oldukça kaliteli bir film sunuyor izleyiciye.Başrollerinde Gregory Peck ve Lee Remick'in yer aldığı filmin En İyi Film Müziği dalında Oscar ödülü de bulunuyor !

Filmde karısına çocuğunun ölü doğduğunu söyleyemeyen Robert'ın din görevlilerinin uğraşları sonucu Damien adında aynı gün doğan ve annesi ölen bir çocuğu evlat edinmesini ve daha sonra çocuğun lanetinin kıyameti getirmesi anlatılıyor.Orjinal bir senaryoya sahip filmin bittiği anda İncil'den ayetler verilmesiyle gerçeğe dayandığını da görüyoruz.Gerçi İncil'in gerçekliği de tartışılası ayrı bir konu da neyse...Gayet sürükleyici ve uzun bir filmle karşımıza çıkan senarist David Seltzer ayrıca 1978 yapımı Omen II ve 2006 yapımı Omen filmlerinin de senaristliğini üstlenmiş.

24 Ekim 2012 Çarşamba

Chernobyl Diaries (2012)

Çernobil Günlükleri
26 Nisan 1986'da tüm dünyayı binlerce yıl etkileyecek radyasyon felaketinin yaşandığı Çernobil kazasının izleri bugün hala silinebilmiş değil.Öyle ki Ukrayna'nın nüfusu 15 yılda 7 milyon kişi azalmış.Bu bir ülke için ne kadar kötü bir durum.Gelişmiş bir Avrupa ülkesinde doğum oranları %1'in altında bile olsa 15 yılda nüfusları en fazla 1-2 milyon azalma kaydeder.Ancak Ukrayna'nın durumu çok daha farklı ve zor.Bugün hayalet şehre dönen Pripyat o tarihlerde işçilerin yaşadığı bir şehirdi.Büyük tartışmalara sebep olan bu filmin de çekimleri Pripyat şehrinde yapıldı.Bilim insanlarına göre şehrin 900 yıl boyunca daha bu halde kalacağı öngörülüyor.Ancak tamamen radyoaktif partiküllerin yol olması için 48 bin yıl gibi çok uzun bir zamandan söz ediliyor!..

Chernobyl Diaries filmi ise olaylara bakış açısı daha değişik bir film.Film felaketin izlerini anlatmak yerine olayı daha basite indirgeyerek farklı bir bakış açısıyla yapılmış.Bu yönüyle film çok eleştiri alsa da ben bu tutumun yanlış olduğunu düşünüyorum.Elbette ki Çernobil faciasının etkilerini anlatan filmler çekilmeli.Ancak olayların üzerinden bu kadar yıl geçmesine karşın halen pek fazla değinilmemiş olması bu filmi yapanların sorunu değil.Paranormal Activity filminin yönetmeni olan ve diğer bölümlerin de yapımcılığını üstlenen Oren Peli olaylara farklı bir açıdan bakmış ve Paranormal Activity serisinden de örnekler sunmuş.

21 Ekim 2012 Pazar

Wrong Turn 5 (2012)

Korku Kapanı 5
2003'te başlayan Wrong Turn serisi hayatımıza gireli 9 yıl oluyor.Serinin ilk 2 filmini ayrı bir kefede tutarsak sonraki 3 filmde ciddi eksiklikler ve serinin artık bozulmaya başladığı izlenimleri göze çarpıyor.Gerçi Wrong Turn 4 filmi farklı mekanı ve sürükleyici özelliğiyle ortalama bir filmdi ancak Wrong Turn 3 ve bu son film ciddi anlamda vasatın altında kalan filmler.Serinin bu son filminde senaryonun dibe vurduğu çok açık bir şekilde görülürken yine de serinin o muhteşem öldürme sahneleriyle kendini kurtarmaya çalıştığını görmek bir nebze olsun bizi ekrana kitlemeyi başarıyor !

Mountain Man Festivali için West Virginia'ya gelen bir arkadaş topluluğunun bir adama çarpmaları sonucu ve arabalarında uyuşturucu madde bulunması sebebiyle polis nezaretinde gözaltına alınmalarıyla başlayan film daha sonra meşhur mutant yaratıklarımızın gençleri ve polisleri birer birer öldürmesiyle devam ediyor.Açıkçası filmi izlerken nerede o ikinci filmin yaratıcı senaryosu diye hayıflanmıyorum değil.Hatta senaryo o kadar klişe ki başından sonuna tahminlerin havada uçuştuğu bir film oluyor.Ancak senaryoyu daha da kötü yapan filmin ormanda geçmemesi.Çünkü Wrong Turn serisinin özü bu mekan.Sadece öldürme sahneleriyle başarılı olan filmde senaryoda merak uyandıran tek gelişme bu.